Please update your Flash Player to view content.

Oyla
(10 oy)

Orta Asya'da Türkler deriden ve yünden giyim eşyaları yapmakta ustaydılar. Çizme ve çarık en yaygın ayakkabı türüydü. Deri çizmenin yanı sıra, yaygın olarak yünden keçe çizme de yapılıyordu. Hükümdarlar kırmızı renkli çizmeler giyiyorlardı. Çizme ata binenler için çok elverişliydi. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde ordunun, yönetici sınıfların ve kentli halkın gereksinimlerini karşılamak üzere zamanla ayakkabı çeşitleri çoğaldı ve ayakkabıcılık çok gelişti. Diğer zanaatçıların olduğu gibi ayakkabıcıların da bir örgütü vardı. Üretilen ayakkabıların niteliğini lonca denetlerdi. Ayakkabı satıcıları için kullanılan kavaf sözcüğü, giderek yapımcıları da kapsadı. Kavaflar da çizmeci, yemenici, nalıncı, terlikçi ve pabuççu gibi adlar alırlardı. Osmanlı toplumunda ayakkabı, giyenlerin toplumsal konumuna ve mesleğine göre çeşitlilik gösterirdi. Ev içinde yüzleri atlas ve (1) Titan İapetos Okeanos kızı Klymene (başka bir kaynağa göre Asia) ile evlenir ve Atlas, Menoitios, Prometheus, Epimentheus diye dört oğlu olur. İki tanrı kuşağı arasında bulunup Olympos'lulara baş kaldıran bu dev yapılı yaratıklara eserlerinde özel bir yer ayıran Hesiodos Theogonia'da (Theog. 507 vd.) onları şöyle tanımlar: “İapetos aldı Klymene'yi, güzel topuklu Okeanos kızını, girdi onunla gerdeğe ve bir oğlu oldu: Azgın yürekli Atlas tanrı. Çılgınlığı ve aşırı gücü yüzünden Atlas kadife gibi kumaşlardan yapılmış, üzerleri sırmayla işlenmiş hafif ayakkabı ve terlikler giyilirdi. Dışarıda giyilen deri ayakkabı ve çizmelere de süslenirdi. Kadife Dokunurken hammadde liflerinin dokuma yüzeyini belirli uzunlukta kaplayacak şekilde bırakılması ile ona güzel bir görünüş verdiren yumuşak kumaş. Bu kumaş naylon, yün, pamuk reyon veya ipekle dokunur. Eski kadifelerin çoğu ipek ve pamuktan dokunurdu. Atkı ve çözgüsünün ipek ve pamuk olmasına göre de kadifeler değişirdi. Daha ziyade Afrika ve doğuda kullanılan kadifelerin yapımı ilk çağlara kadar uzanmaktadır. İslam dininin temel kitapları ilk peygamber ve ilk insan hazret-i adem Topkapı Sarayı Müzesi'nde, ince bir zevkle ve hünerle işlenmiş deri ayakkabı ve çizmeler sergilenmektedir. Osmanlı dönemindeki ayakkabılar, yapıldıkları malzemeye, biçimlerine ve kullanıldıkları yere göre adlar alırdı. Başmak, cimcime, çapula, çizme, yarım çizme, çedik, çedik pabuç, edik, fotin, galoş, Fransızca galoche Mest bir çeşit ayakkabı. Muhtemelen “mesh” kelimesinden bozularak yapılan bu kelimenin, Farsça olan ve sarhoş manasına gelen “mest” ile bir ilgisi yoktur. Mest, ayakları topuklara kadar örten, su geçirmez ayakkabı, demektir. Mestin, bir saat yol yürüyünce ayaktan çıkmayacak şekilde sağlam ve ayağa uygun olması lazımdır. Ağaçtan, camdan, madenden mest olamaz. Zira sert şeyle bir saat yürünemez. Tabanı ile ayak üstü veya yalnız tabanı deri kaplanmış çorap üstüne veya sert olup, yürürken kalçın, kundura, İtalyanca condura merkub, nalın, Nalın Zemin kısmı taş, ıslak veya çamurlu yerlerde giyilen, üstten tasmalı bir çeşit tahta ayakkabı. Nalın, Arapça“nal” ayakkabı, ve “naleyn” bir çift ayakkabı, manasına gelen kelimeden türemedir. Türkçede “nalin” şeklinde söylendiği gibi “nalın” olarak da kullanılmaktadır. Nalın, Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde, günlük hayatta geniş ölçüde kullanılırdı. On dokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar nalın yapımı, Özellikle İstanbul'da bir meslek ve sanat dalı haline gelmişti. Hususi nalınc sandal, Sandal suda batmayan ve kürek çekmek gibi mekanik iş yaparak suda ilerlemesi sağlanabilen bir su aracıdır. Bilinen en eski sandal Pesse kanosu olarak bilinen ve oyulmuş bir Sarıçam ağacı gövdesinden yapılan bir sandaldır. C14 mateoduna göre yaşı 8200 M.Ö.-7600 M.Ö. arasında yapılmıştır. Bu sandal Hollanda, Assen'deki Drents Müzesi'nde sergilenmektedir. terlik, tomak, yemeni başlıca ayakkabı çeşitleriydi. Genellikle alçak ökçeli ya da ökçesiz, yumuşak deriden yapılan rahat ayakkabılar tercih edilirdi. Dışarıda giyilen ayakkabılardan bazıları mest-ayakkabı gibi iki parçadan oluşurdu. Ayağa giyilen mestin üzerine onu yağmur ve çamurdan korumak amacıyla, önceleri ayakkabı, sonraları da lastik giyildi. Şoson ya da galoş denen lastik ayakkabının içine geçirilerek giyilen mestler, özellikle namazlarını camilerde kılanlarca kullanılırdı. 16.-18. yüzyıllarda İstanbul, Edirne ve Bursa'da ayakkabıcılık çok gelişmişti. 19. yüzyıl sonlarına kadar Türkiye'de ayakkabı yapımı tümüyle el işçiliğine dayanıyordu. Beykoz'daki deri fabrikasına 1884'te ayakkabı yapım bölümü eklendi. 1933'te Sümerbank'a devredilen Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası makineli üretimin yapıldığı önemli bir yerdi. Günümüzde ayakkabı üretimi daha çok özel sektör tarafından gerçekleştirilmektedir.

Son düzenlenme Çarşamba, 13 Nisan 2011 13:58
Bu kategoriden diğerleri: « Ayakkabının tarihi
  • Photo Title 1
  • Photo Title 2
  • Photo Title 3
  • Photo Title 4
  • Photo Title 5
  • Photo Title 6
  • Photo Title 7
  • Photo Title 8

Hosting ve Tasarım UMUTNET Web Tasarım

Reklam